11 Nisan 2016 Pazartesi

Babam


Bir pazar gecesi saat 00:30 civarıydı. Yatmak için hazırlanıyorduk. Aynanın önünde makyajımı temizlerken gözlerim çalan telefonla bir anda kocaman oldu. Oldum olası gece çalan telefonlardan korkardım.

 Annem arıyordu. Kesin bir şey olmuştu. Elim ayağım titreyerek telefonu açtım. Hissetmiştim. Annem ağlıyordu.

-Nurcan baban diyordu
-Nurcan koş...

Bir anda hıçkırıklara boğuldum. Boğazım düğümlendi.

-N'oldu babama diye sorarken evden çıkmak üzereydim.

-Sinan kalk babam diye bağırdım.

Annem telefonda:

-Koş Nurcan çabuk dedi ve kapattı.

Kalbim beynimde atıyor gibiydi. Dilimin buz gibi olduğunu ve uyuştuğunu hissettim. 'Allahım babam' diyordum. 'Allahım ne olur bir şey olmasın ne olur'

Sinan arabayı sürüyordu.

-Hızlı sür daha hızlı diyordum.

Her zaman kullanmadığımız yoldan gidiyordu.

-Buradan daha çabuk gideriz diyordu.

Dua ediyordum, ağlıyordum. İçimden 'bir şey olmamıştır' diyordum. 4 sene evvel yine böyle hissetmiştim. Halam bize gelmişti ve mutfakta hep beraber kahvaltı hazırlıyorduk. Babam bir anda bembeyaz kesilmişti. Oturduğu yerde yığılmıştı. Yere yatırıp hemen dil altı hapını verip göğsünü açmıştık.112 nasıl aradım ve nasıl adresi verdim hatırlamıyorum. Sağlık görevlileri geldiğinde babam hareketlenmeye başlamıştı. Tansiyonu yükseldiği için baygınlık geçirdiğini söylemişlerdi ama babam kalp hastasıydı ve detaylı kontrol edilmesi için hastaneye götürmüşlerdi. Aynı gün eve dönmüştük, kötü bir şey yoktu.

Yine öyle olacaktı. Babam bizi 2. kez korkutuyordu. Yol boyu hep bunu düşündüm ama hep ağladım.

Grip olup yattığını görmediğim babam 10yıl önce ; 'Bu aralar kolum ağrıyor, bazen de uyuşuyor' dediği bir gün kalp krizi geçirmişti ve kendi dahil hiç birimiz bunu anlamamıştık. Kontroller için gittiğimizde öğrenmiştik ve hemen anjio yapılıp, tıkalı 3 damara stent takılmıştı. Sonrasında çabuk yorulmalar başlamış ve tüm yediklerine dikkat eder olmuştu. Artık bu duruma alışmıştık.

Eve yaklaşıyorduk. Ben ağlamaya devam ediyordum Sinan sakinleştirmeye çalışıyordu. Sokağa girdiğimizde evin önünde bir kalabalık, kapıda da ambulansı gördüm. 'Allahım ne olur' diyordum. Sinan arabayı durdurmadan kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Birileri apartmanın kapısını bana açtı. Evin kapısı zaten ardına kadar açıktı. Tanımadığım bir sürü insan evin içindeydi. Annem babam ve abim; iyi sayılan bir muhitten kırsal sayılacak bir semte taşınalı 1 yıl filan olmuştu. Annem buraları hiç sevmemiş, hiç alışamamıştı. Ama; ben küçükken iflas edip her şeyimizi kaybedince, babam ancak bir ev alacak duruma gelmiş ve ancak bu bölgede keselerine göre satın alabilecek bir ev bulmuşlardı. Annem hep söylenirdi babam da telkin ederdi. İnsanlar bizim alıştıklarımız gibi değildi. Şimdi o garipsediğimiz insanlar bizim evin içindeydi ve biri elimi tutuyor, biri saçımı okşuyordu. Ben bağırıyordum. 'babam' diyordum. Salonun kapısı kapalıydı. Babam abim ve doktorlar içerdeydi. Ablam benden önce gelmişti.

-Dur Nurcan bağırma içerde müdahale ediyorlar diyordu ablam.

Babam sesimizi duyabilir panik olabilirdi. Yanıt vermesi için hepimizin sakin durması gerekiyordu.

Annem sessizce ağlıyordu. içerden ses geliyordu.

- Bir iki üç şimdi...

Cihaz ötüyordu. İçim rahatlar gibi olmuştu. Ağlamam durmuştu. Sessizce titriyordum. Biri beni sandalyeye oturttu. Başka biri su getirdi. Ne kadar bekledik, kaç dakika geçti hatırlamıyorum. Bir asır gibiydi.



Salonun kilitli kapısı açıldı, kıpkırmızı yüzüyle abim çıktı, kafası öne eğikti, hızla yandaki odasına geçti ve masasına çok ağır, kocaman bir yumruk indirdi. Galiba hepsi 1 saniyede oldu. Hemen arkasından 2 doktor birden çıktı. Tüm ekipmanları toplamışlardı.


-Başınız sağ olsun dedi


.............................................................


Uğultuları hatırlıyorum. Bütün sesler birbirine karışmıştı.

-Yarım saat uğraştık ama geri döndüremedik. Dedi doktor çıkarken.

Salonun kapısı kapalıydı. Babam orda tek başına, yerde yatıyordu. Annem bir abimin yanına gidiyor, bir ablamın, bir benim yanıma geliyordu.

-Sakin olun, dayanıklı olun, sakın bağırmayın diyordu.

Babam artık yoktu...

Orada öyle yatıyordu. Ruhu çoktan kanatlanmıştı. Yanına gittim, ellerini öptüm, alnını, yüzünü..

Üşümüştü.............


-Babam, canım babam, ahh babam, ahh babam, babacığım dedim


Ben babama ilk kez 'babacığım' diyordum. hiç dememiştim, demek istemiştim ama becerememiştim. Bu konuda babama benzemiştim.

Ellerini tutarken kendi ellerimi gördüm. Kırmızı ojelerim vardı. Üzerimde de yırtık kot pantolonum.. Ellerimi yumruk yapıp tırnaklarımı gizledim, pantolonumun yırtığının üzerine kapattım.

-Süreceksen açık renk oje sür derdi babam. Yırtık pantolonu da hiç yakıştırmazdı. Bunlar için çok kez kızmıştı. Ben dinlemezdim.

Hep bir kuşak çatışmamız vardı. Ergenliğe girmemle bizim kavgalarımız başlamıştı. Yaptığım hiçbir şeyi onaylamıyor, hiçbir şeyimi beğenmiyor gibi geliyordu. Bense hep ondan onay almak, kendi doğrumu kabul ettirmek için kavga ediyordum. O inat ettikçe ben de inat ediyordum. Bu konuda da ona benziyordum.

Doğulu bir Anadolu çocuğu olarak büyümüştü babam. Sevgisini hiç belli etmez, güzel sözler söylemeyi beceremezdi. Az konuşur, kısa net yorum yapardı. Burada da kısmen ona benziyordum. Birkaç sene Almanya' da yaşamış, çağının insanlarına göre geç evlenmiş, gezmiş görmüş biriydi.Ama sabit fikirliydi.. Beni hiç anlamadığını söylerdim. Üniversite hayatım boyunca hemen hemen her gün atıştık, tartıştık, kavga ettik..

Akşam biraz geç kalsam kızar, sinemaya, tiyatroya gitsem kızar, kıyafetlerime kızardı.. Ama bana kahvaltı hazırlayıp uyandırır, meyve tabağı yapıp odama getirirdi.. Sevgisini böyle anlardım.

Çok iyi bir babaydı babam. Çok dürüst, çok namusluydu. Çocukken bizimle atçılık oynar, bizim tüm ihtiyaçlarımızın alışverişlerini sıkılmadan özenle kendi yapardı. İflas etmişti, her şeyini kaybetmişti ama yine de hep kaliteli kıyafetleri seçer alırdı. En değişik oyuncakları, kalemleri, çantaları arkadaşlarım ben de görürdü. Kimsenin bilmediği yerleri babam bilirdi.

Arkadaşlarımda kalmama asla izin vermezdi.
-Ama o bizde kalıyor derdim
-O da kalmasın o zaman derdi.

Sebebini sorsam da söylemezdi. Konuşmazdı. Açıklama yapmazdı. Kızardım, üzülürdüm..

1. sınıftaydım. Maddi olarak en zor zamanımızdı. Ben anlamazdım. 23 Nisan gösterisi vardı. Babam 'gitmeyeceksin' demişti. 'Neden' demiştim. Bütün arkadaşlarım gidiyordu. Hem bütün hareketleri ezberlemiştim. Herkes beyaz tişört giyecekti. Kızların kırmızı puantiyeli etekleri olacaktı, beyaz mus çorap ve bale papuçlarımız olacaktı. Dans ettikten sonra yere çömelerek '23 Nisan' yazacaktık.
'Hayır' diyordu babam başka bir şey demiyordu. Sabaha kadar ağladığımı hatırlıyorum. Gözlerim şişmişti. Sabah annem 'Tamam gideceksin' dedi. O kıyafetleri almak için babamın parası yoktu ama annem dantel örüp komşuya satacak ve beni gönderecekti. Babam bunu söyleseydi belki küçük yaşıma rağmen anlardım. Ama o gurur yapmıştı.Bütün bunları ancak birkaç yıl sonra anlayacaktım..

Evlendikten sonra babamla sadece siyasi konularda acemice atışmalarımız olurdu. Diğer konuların hepsi kapanmıştı.

Torunlarını çok severdi. Ayak tırnaklarına kırmızı oje sürmelerine, yüz boyasıyla bütün yüzünü boyamalarına izin verirdi. Saatlerce onlarla parkta oynar, hediyeler alırdı. Bir gün ablamın oğlu Emir burnunu karıştırmış, hap yapmış. 'al dede' demiş babamın avucuna koymuş. Babam yakını göremediği için anlamamış, kalkmış gözlüğünü takmış, incelemiş ' Ulan Emir ne hıyar adamsın bana sümüğünü mü verdin ' demişti. Emir ' Sen de ne hıyar dedesin ' deyince gülmekten yerlere yatmış herkese bunu anlatmıştı.

Eren dedesini tanıyamamıştı..

Babam hala yerde yatıyordu. Evdeki komşular giderek azalıyor, akrabalar geliyordu. Sabah olmak üzereydi. Ramazan'ın 22. gecesiydi.

Babam gülümsüyordu. Eşarpla çenesinin altından gelecek şekilde başının üzerinden bağlamışlardı. Sabah ezanı okundu, sonra da sela verildi. Sanki kanım çekildi. Giderek sakinleştim. Bağırmadık, feryat etmedik. Ebedi yolculuğa huzurla uğurladık babamı.

Babam ruhunu teslim ederken yeni bir ruh yola çıkmış bize doğru geliyordu. Birkaç hafta sonra hamile olduğumu öğrenecek, adını 'Necati Eren' diye kulağına okutacaktım..

1 yorum: