11 Nisan 2016 Pazartesi

İşten kovulmuşluğum var

O gün ofise gittiğimde tuhaf rüzgarlar esiyordu. Arkadaşım Özge'ye akşam mesaj gelmiş, yarın ki İzmir görüşmesi iptal edilmişti. Daha bilgisayarlarımızı yeni açmıştık ki, patron mevkiinden haber geldi. Hemen toplantıya çağrılıyorduk.
Dünkü yazıya imza atanlar hemen gelsin deniyordu. Dırınırııııım!

11 kişi toplanıp üst kata çıkarken gülüşüyorduk.

-Ulan kovulduk mu yoksa dedi Dilem.
-Saçmalama be, kovulacak ne var, o kadar da değil dedim.

Yönetim katının süit salonunda deri koltuklara yayılıp beklemeye başladık.

-Kızım kovulursam boku yerim dedi Hatice
-Yok be daha neler dedi Özge
İrem salonun ihtişamına kapılmış;
-Kızım burası ne güzelmiş ben ilk defa giriyorum dedi
-İlk ve son olabilir dedi Ozan.
Neşemiz yerindeydi.

Ben daha önce de girmiştim bu salona. Büyük müşterilerle toplantı salonunda değiş bu özel süitte toplaşılır, mükellef bir sofra hazırlanır, işle ilgili detaylar, yapılanlar yapılacaklar netleştirilir, sonra ben odadan ayrılırdım. Onlar viskileri eşliğinde 'hu ha haa' diye kahkahalar atarak küfürlü sohbetler ederlerdi.

2 sene dolmak üzereydi burada çalışıyordum. Akaryakıt istasyonlarının kurumsal tasarımlarını oluşturuyor, organizasyonunu da yaptığımız petrol fuarına katılımcı firmaların görüşmelerini yapıp fuar standlarını tasarlıyor, üretim takip ve uygulamalarını yaptırıyordum. 3 patrondan biri olan Mustafa Bey benim bölümümle ilgileniyordu ve onunla aram gayet iyiydi. Beni seviyor ve destekliyordu. Yoğun iş temposuna girdiğimiz fuar döneminde ofiste mesai yaparken yanıma gelir 'Koççum Nurcan nasıl gidiyor' derdi. Daha birkaç hafta evvel bana uzunca bir mail atmış, bendeki potansiyelin farkında olduğunu, benden çok beklentisi olduğunu, fabrikada daha aktif olup, işlere hakim olmamı istediğini yazmış, beni övmüş ve yüreklendirmişti. Öpüyorum gözlerinden diyerek mailini bitirmiş bana alttan alttan vermişti gazı. Evime yakın olan ofis yerine, 1 saat uzaklıktaki yeni kurulan fabrikada durmamı istiyordu. Ofiste beni her gördüğünde 'Nurcan hadi fabrikaya' deyip beni her fırsatta gönderiyordu. Canım işe gitmek istemediğinde çizimleri evden yapabilmek için kendine iyi bir laptop aldırmıştım. Bu sayede fırt fabrikada fırt ofisteydim. Şimdi yazarken fark ettim de baya first ladymişim haa. ama pardon da kara kaşıma kara gözüme yapmıyorlardı herhalde. Çalışıyorduk hak ediyorduk..

Ben her zaman rahatıma düşkündüm. Biraz da ayarsız bir ruhum vardı kabul ediyorum. Uzak olan fabrikada çalışmak istemiyor, bana açık açık yetki verilmediği için fabrikadaki yalaka müdürün her şeye maydanoz olma tavrından hoşlanmıyordum. Ama bunu söyleyemiyor gizliden Mustafa Bey'le çekişiyordum. O da sanırım beni kaybetmemek için açıkça dikte etmiyordu, bazen iğneliyordu. İstese ağırlığını koyar 'Bundan sonra fabrikada duracaksın, istemiyorsan hadi eyvallah' diyebilirdi.

Kameralardan bizi takip ediyor, bazen beni kenara çekip
-Kızım sen niye yemekhanede o kadar oturuyorsun, sen onlarla bir misin, yemeğini ye çık diyordu. Kızlarla oturup kahve içip fal bakıyorduk. Napak yani gülmiyek mi? 1 saat yemek vaktim varsa, onlar da benim iş arkadaşımsa azıcık kakara kikiri yaparım aga. Onlardan daha iyi bir okul mezunuyum yada daha fazla maaş alıyorum diye mi egomu şişireyim? Yok anam bunlar bana göre değildi. Öyle olursam, 'bu kız da kendini bi bok zannediyor' diye yaftalanabilir ve o iş yeri artık benim için çekilmez olabilirdi. Sonuçta aynı ortamda çalışıyor, birbirimizle iş alışverişi yapıyorduk. Belki bu konuda yeterince 'ol' mamışımdır. Belki de aslında Mustafa Bey'in dediği gibi olmayı daha çok tecrübe edinince öğreneceğim. Kim bilir..

Gelelim problemimize. Hatice bir gün kızlardan birinin odasına gelmiş elinde bir kağıt gösteriyordu. Ben de mutfaktan çıkıp onları görünce olaya dahil oldum. Hatice; sürekli farklı günlerde ödenen maaşlardan sıkıntısını anlatıyordu. Yalnız yaşıyordu, 'Kira, faturalar, kart ödemeleri hepsinde zorlanıyorum kızlar' diyordu. Bununla ilgili Mustafa Bey'e bir yazı yazmış, asistanına bırakacağını söylüyorduk. Odada 4 bayandık. Özge ve ben patronlara en yakın olanlardık. Cengaverler olarak 'Dur dedik Hatice senin derdin bizim derdimiz bacım' Bunun hepimiz için ortak sorun olduğuna hem fikirdik. Hatice kadar bu durumdan etkilenmiyorduk. Kızlardan ikisi ailesiyle yaşıyor, maaşını kendi ihtiyaçlarına harcıyordu. Ben evliydim ama eşimin maaşıyla zaruri ihtiyaçları gideriyor, benimkiyle keyfi alışveriş, gezme tozma vs. yapıyorduk. Ama orada sadece biz yoktuk. (vay be nasıl sağduyuluyuz. fazla sağduyu kovdurur. öğrendik) Diğer elemanlardan da bu konuda sıkıntı yaşayan çok vardı. Bazen yemek yerken konu açılıyor, ' Ne zaman yatacak maaşlar bilen var mı.. Yarın  mı.. Hayır.. Ben muhasebeye sordum ancak haftaya vs. gibi muhabbetler dönüyordu. Dedik ki 'Hatice sen bunu verme anam. Şimdi Mustafa Bey'in ters bir anına gelir, ters bir şey olur, bunu düzgün bir dille ortak yazalım, herkes imzalasın, bütün eksikler genelde tamamlanıyor, çoğunluk olursa Mustafa Bey bunu da halleder' dedik. Hem, ben ve Özge'nin imzasını da görünce kızmaz, kesin bir çözüm bulurlardı. Sonuçta bu şirket 2 sene evvel küçük tek katlı bir yerdi, şimdi 3 katlı yeni alınan ve aylarca mimar tarafından dekore edilen binaya taşınmış, holdingleşmiş bir de fabrika açmıştık. İllaki bunu da düzeltirlerdi. Kurumsallaşmaya çalışan bir firma artık bunu göz ardı etmemesi gerekirdi.

Şirketlerdeki gelişme ve büyümeden gurur duyduğumuzu yazarak başladık, maaş ödemelerinin düzeltilmesini rica ederek bitirdik yazıyı. 11 kişi imzaları çaktık bir güzel. O gün iş yerinde olmayan veya imzalamayacağını düşündüğümüz yalakalara hiç söylemedik. Kağıda akşam çıkarken canım asistana bıraktık.(o da ayrı yalaka)

..ve şimdi yönetim katında Mustafa Bey'i bekliyorduk. Çok sert bir ifadeyle içeri girdi, genelde bal kaymak şeker olan adam. Bizim bu yaptığımızın etik dışı olduğunu, bunun asla kabul edilmeyeceğini, kağıda imza atanlarla artık çalışamayacaklarını söyledi. Tazminatlarımızın ödeneceğini de ekleyerek -Eşyalarınızı toplayabilirsiniz dedi ve çıktı.
Bize hiç açıklama yapma fırsatı vermedi.

Adam bizi kovdu lan. 11 kişiyi çatır çatır kovdu valla. İşin enteresan tarafı; bu maaş sıkıntısından en çok etkilenen bazı tipler, öncü olup bu yazıyı yazdığımız için bizi suçlar gibi davrandılar bir anda. Ulan mal.. Ben zaten paraya sıkışsam, istediğim kadar Gider Mustafa Bey'den alırım, ruhun duymaz. Sanki zorla imzalattık, denyo.. Ezilenleri düşündük bir de suçlu olduk.'İyilikten maraz doğar' bu oluyor işte..

Sonra oturduk birkaç kez olayın kritiğini yaptık. 'O imzayı atmayaydık iyidi' diye makara yaptık.. Mustafa Bey neden bu kadar gaddar olmuştu diye birbirimize sorduk. Yazıda 'Grubumuz olarak kat ettiğimiz yoldan gurur duyuyoruz' gibi yanlış bir cümle vardı. Bu; iş yerinde yönetime karşı gruplaşma, örgütlenme gibi algılanmış olabilirdi. Aslında Şirketler Grubundan bahsetmiştik, 3 şirket vardı ve 11 kişi aynı şirkete dahil değildik. Ortak dil kullanmak için şirketler grubunu kastetmiştik.. Sonra şirket ciddi bir büyümeye gidiyordu ve yıllardır orada çalışan ama aslında gözden çıkardıkları birilerini temizlemek için bir bahane olabilirdi. Kurunun yanında yaş da yanardı.. Sonra bu kararı sadece Mustafa Bey değil, 3 patron birlikte almıştı. Birinin sevdiği elemandan diğer patron hiç haz etmiyor olabiliyordu. Fikir birliği sağlayamayıp 'Hepsini toptan gönderelim' demiş olabilirlerdi. Belki hepsi ve daha fazlası belki de hiçbiri.. Ama eminim, bizden sonra aldığı elemanlarla beraber bu maaş problemini kökten çözmüşlerdi.

Amaan her neyse yani ne şehit ne gazi, bok yoluna gitti niyazi oldu bizim işimiz. Bugün olsa yine o kağıda imzamı atarım. 'Benim yerim rahat. sıkıntım yok' demem, diyemem.. İnsanlar yıllarca boşuna mı sendikalara üye oldular, grevler yaptılar. Ortak bir derdimizi ifade edemeyeceksek 'batsın bu dünya', kahrolsun paragöz egoist patronlar..

Bu da böyle bir anımız oldu. İşsizlikten hiçbirimiz ölmedik..

2 yorum:

  1. Uzun uzun kritik yapmaya gerek yok, işveren 11 kişinin bir araya "gelebilmesinden" korkmuş.
    Ne güzel, keşke benim iş arkadaşlarım da hep sizin gibi olsaydı.. Ben hep tek kaldım, sivri kaldım, hiçbir şey başaramadım tek kaldığım için..
    Hepiniz kıdem, ihbar, fazla mesai aldınız değil mi? Almadıysanız kıdem, ihbar için 10 sene , fazla mesai için 5 sene zamanaşımı süreniz var.
    Paranızı bırakmayın la orada!
    Öperim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Taminatlarımızı taksit taksitte olsa aldık ama keşke paşa paşa çıkmasaydık oradan Dilaracım.. Basiretimiz bağlandı galiba.. Yoksa iş akdi davası açar, bi posta daha tazminat alabilirdik. Çünkü işten atılmamızın iş kanunlarında hiç bir mantıklı açıklaması yoktu. Şimdi ki kafam olsa çok uğraşırdım:)

      Sil